cuneyt 的个人资料www.ilmedavet.com照片日志列表留言簿 工具 帮助
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!

评论 (250)

请稍候...
很抱歉,您输入的评论太长。请缩短您的评论。
您没有输入任何内容,请重试。
很抱歉,我们当前无法添加您的评论。请稍后重试。
若要添加评论,需要您的家长授予您相应权限。请求权限
您的家长禁用了评论功能。
很抱歉,我们当前无法删除您的评论。请稍后重试。
您已超过了一天之内允许提供的评论数上限。请在 24 小时后重试。
因为我们的系统表明您可能在向其他用户提供垃圾评论,您的帐户已禁用了评论功能。如果您认为我们错误地禁用了您的帐户,请联系 Windows Live 支持部门
完成下面的安全检查,您提供评论的过程才能完成。
您在安全检查中键入的字符必须与图片或音频中的字符一致。

若要添加评论,请使用您的 Windows Live ID 登录(如果您使用过 Hotmail、Messenger 或 Xbox LIVE,您就拥有 Windows Live ID)。登录


还没有 Windows Live ID 吗?请注册

  
2 天以前
GÜLİSTAN发表:

Hakikatli Sözler

Cahil kalmayin;cahil olan hic bir sey
bilmez,bilgisizlik de insanin sonu olur.Nasil ki
araba kullanmasini bilmeyen arabayi devirirse
ayni sekilde dini bilmeyenler de ibadetlerinde
cesitli sıkıntilara ducar olurlar.


Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )



"Siz niyetinizi Allah için güzel yapın.Her işiniz güzel olur...Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter..."
Gavs-ı Sani (k.s)



ÖLMEYİ İSTEMEDİĞİN DURUMDA VE HALDE OLMA.
ŞAH-I NAKŞİBEND




insanlarahizmet ve iyilik etmek isteyen kimse kendi nefsini ıslah etsin yeter nefsini ıslah etmeyen kimse insanlara gercek faydayı veremez Sadatlar nefislerini ıslah edip istikamet üzere gittiklerinden insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olmaktadırlar
Gavs-ı Sani (k.s)


çok büyük bir kıyamet gününün, en dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli zamanındayız, çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız sonra çalışmayı Allahu teala çok sever, Sadatlarda çok sever onun için dünya değilde ahiret için çalışacağız...
Gavs-ı Sani (k.s)



TAKVA VAR İSE FETVA YA GEREK YOKTUR.
-GAVS I SANİ HZ(K.S)-



Tövbe odur ki başkalarının da tövbesine vesile olur."
Gavs Abdülhakim el-Hüseynî Bilvânisî

SELAM VE DUA İLE...SEVGİLER..
11 月 26 日
                      SENAİ DEMİRCİ          mutlusuzsensizligeisyan).jpg                                                                                                                                                                 BEN    VAR    YA    ''BEN''

"Allah beni yaratırken bana niye sormadı? Belki de ben insan olmaya itiraz edecektim. Bu sınavda bulunmak istemeyecektim. Şimdi de intihar edip oyundan çıkmama izin vermiyor?"

Bu soruyu çok duydum. Duymadan önce de sorduğumu hatırlıyorum. İnsanı bir anda bıçak sırtında bırakıyor o soru. Yokluğun kıyılarına savrulduğunu görüyorsun birden. Hiçliğin soğuk nefesini ense kökünde hissediyorsun. İtirazın en keskini bu. Çoklarının varlığın sıcacık koynunda uyuttuğu kaygıları dürtüyor, şüpheleri uyandırıyor.
Bir defa, "ben" diyorsan, orada dur… Çünkü sen “ben” demeye sana sorulmayan o var edilme kararından sonra başladın. Var edilmeden önce “ben” dediğin sen yoktu ki sana (yani “ben” dediğin kişiye) bir şey sorulsun. “Ben” deme ayrıcalığı sana verildi. Hiç hak etmediğin halde hediye edildi. Sen “ben” diye var olmadan önce, sana soracağı bir “ben”in olsaydı, yine sana sorulmadan var edilmiş “ben”in olmuş olacaktı. İtiraz ettiğin anda, zaten itiraz ettiğin şeyi, yani “ben”i elinde bulacaktın. Ne garip! Sana sorulsaydı olmamış olmasını isteyeceğini söylediğin şeyin isteyip istemeyeceğinin sana sorulması için olmuş olmasını istiyorsun. “Ben” olmaya itiraz etme fırsatını yakalamak için bile “ben olsaydım!” diyorsun. Söylediğini tekrarlayalım birlikte: “Ben olsaydım, ben olmak istemezdim!”
Üstelik anladığım kadarıyla, “ben” demekten de hayli memnun gibisin. “Ben” diyebilmene hiç itirazın yok. Tam tersi, yeterince “ben” diyemediğin için kızgınsın. “Niye bana sormadı?” derken, “ben”inin daha önceden, hatta var edilmeden önce ciddiye alınması gerektiğini söylüyorsun. Daha açıkçası, “ben”in henüz var bile değilken görülsün, hesaba katılsın, kale alınsın istiyorsun. Demek ki sen “ben” demeye öteden beri heveslisin. Var edilirken fikrin sorulmadı diye alındığın o “ben”den memnun olmalısın ki, “bana sorulsaydı!” diyorsun. “Ona/şuna/buna/sana sorulsaydı!” demiyorsun. Başkasının hakkında karar vermesine razı olmayacağın kadar dokunulmaz biliyorsun “ben”ini. Zaten itirazın da, sözüm ona sana değil başkasına sorulmuş olması. Fikrin alındığında, önemsendiğin için mutlu olacağını açıkça söylediğin o “ben”ini şimdi niye beğenmiyorsun?
İyi ki de “Niye beni yaratırken bana sormadı!” diye sorabiliyorsun. İyi ki. Ya tersi olsaydı? Takdirine itiraz ettiğin, kararını eleştirdiğin o Allah, seni “ben” diyebilecek halde yaratmasaydı eğer, “Allah beni niye böyle yoklukta bıraktı?” “Allah beni yaratmama kararını niye bana sormadı?” diye sorabilecek miydin?
İyisi mi, sen sen ol, “ben” diyebildiğine, “ben” diye bilindiğine şükret. Ömrünü ikiye ayıralım mesela: BÖ (“Ben”den öncesi) ve BS (“Ben”den sonrası). “Ben” diyebildiğin andan sonra sana verilmediğini düşündüğün, senden eksildiğini, senden esirgendiğini sandığın şeyleri bir kenara koy. (Ki “Bana sorsaydı, ben belki var olmak istemezdim” itirazının sebebi bu sorunlar olmalı.) Bir de, “Ben” diyebilmeden, diye bilinmeden önce, sana verilmeyeni bir kenara koy. Hangisi daha büyük bir eksiklik? “Ben”den önce yoksun. Yokluğunun sen bile farkında değilsin. Eksikliğini kimse dert edinmiyor. Aranıp sorulmuyorsun bile. Hiçbir yerde ciddiye alınmıyorsun. Yoksun ve yok sayılıyorsun. Küçümseniyorsun. Hakaretler görüyorsun. Hesaba katılmıyorsun. Olsan da bir olmasan da bir başkaları için. “Ben” diyemediğin için, “Benim” diyebileceğim hiçbir şeyin yok. Olamaz da! Tekrar hesapla:“Ben” dediğin ana kadar sana verilen, ben dedikten sonra sana verilmediğini düşündüklerinden o kadar fazla ki. İtiraza hiç hakkın yok. Ben verilmeseydi sana, sana verilmeyene bile itiraz edemediğin, itiraz edemediğin gibi verilmediğini bile fark etmediğin dipsiz bir boşluk olacaktı yerin… Varlık bardağının “ben” diyebilmenle doldurulan tarafı o kadar büyük ki, boş dediğin tarafı ancak o dolu tarafın, yani “ben”in sayesinde görebiliyorsun. Yoksa, ne boşluğu bilirdin, ne de eksik olduğunu fark ederdin. Hesaplarda hiç yeri olmayan, sıfır kadar bile ciddiye alınmayan bir lüzumsuzluk olurdun. Eksik olurdun. Eksikliğin bile hissedilmezdi. “Ben” diyemediğine bile itiraz edemezdin. İtiraz etmen gereken “ben”sizlik halini bana anlatamazdın. O soruyu seslendirecek dudakları bile bulamazdın. O cümleyi söze dökecek nefesin bile olmazdı.
Hem sonra, “ben” olarak sen hiçlikten çıkarıldın. Ananın bile yüzüne bakmayacağı, çöpe atılsa kimsenin fark etmeyeceği bir pıhtıdan şimdi toz konduramadığın “ben” diye bil(in)diğin hale geldin. Sen sana verildin. Ben bana verildim. Hiç hak etmediğimiz halde… Hiç hakkını veremeyeceğimiz halde… Şimdi, sen, sana verilenle sana verene isyan etmeyi onurlu bir davranış sayar mısın? Sana hiç yoktan verdi diye “ben”i, o “ben”inle seni “ben” eyleyen O’na kafa tutmayı kendine yakıştırır mısın?
11 月 17 日

 
11 月 11 日
11 月 9 日
GUVENHARUN发表:
slm yoldaş abi benim msnyı ekle spaceme bakarsan sevınırım
 
10 月 19 日
GUVENHARUN发表:

 

Alıntı

21. ASRIN İLK CEYREĞİ VE ÖTESİ
Hiç solmayan bir ümidimiz var bizim. Bir sevdamız var hiçbir zaman bitmeyecek. Bir türkümüz var, asla eskimeyecek. Bir zamanlar yarım bırakılmış yitik bir aşkımız var. Çok ötelerden muştusu verilmiş bir çağrımız var. Nâdânların pek anlayamayacağı, dudaklarımız ardında saklı bir sırrımız ve bir şarkımız var. Annelerimizin allı duvakları kadar nezih, teheccüt görmüş ve gözyaşlarıyla ıslanmış seccadelerimiz kadar mâsum bir özlemimiz var… Birileri hedefsiz, ufuksuz, gâyesiz yaşayabilir. Birileri, umutsuz bir yol yorgunu olabilir. Ama bize çizilen bir hedef, gösterilen bir ufuk var. Bizden beklenen, ciddî bir sorumluluk duygusuyla gönül sultanlığına doğru yürüme şuuru var. Ruhumuzun heykelini dikme gibi büyük bir aşkımız var. Bakınız o hedef nasıl gösterilmiş: “Şimdi bize düşen tek şey, ciddî bir sorumluluk duygusuyla, kendimiz olarak ve vakit fevt etmeden devletler muvazenesindeki yerimize koşmak olmalıdır. Zaten, böyle bir hedef söz konusu olmadığı takdirde, bu mevcut hâlimizle değil ilerlemek, yarınlara ulaşmamız dahi mümkün değildir.. evet bugün bizim için, iki alternatiften biri söz konusudur; ya ölesiye gayret ve dirilme; ya da kendimizi rahata, rehâvete salarak bir ebedî ölüme teslim olma!..”
10 月 19 日

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hoş geldin, sefa geldin, ey sabah ve ey yeni gün!

Merhaba ey mutlu vakit ve saat! Merhaba ey Allah’ın katip ve şahid meleği!

Şu söylediklerimizi bizim için yaz. Allah’a iman etmiş, Ona kavuşmaya inanmış ve delillerini itiraf ve kabul etmiş, ilah olma noktasında  Onun dışındakileri inkar etmiş ve Allah’a tevekkül etmiş olarak sabahladık. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini, arşını taşıyan melekleri şahid tutarak, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, tek olup, ortağı olmayan Allah olduğuna şahidlikte bulunuyoruz.

  Allah’ım hiç şüphesiz biz nefsimize zulmettik. Sen bizim büyük ve küçük günahlarımızı bağışla, çünkü onları Senden  başkası bağışlayamaz. Bizi huyların en güzellerine götür, çünkü onlara Senden başka götürecek kimse yoktur.

  Allah’ım, yüzlerimizi Senden gelen bir haya duygusuyla, kalblerimizi Senden gelen bir sevinçle doldur.

   Allah’ım, bizi çömert ve karşılıksız veren eyle; cimri, yerinde sayıp ilerlemeyen, söz götürüp getiren, kendini beğenen ve arayı bozan eyleme.

   Allah’ım, oburluktan, kıtlıktan, haddini aşmaktan, geçim sıkıntısından, kötü zandan, sarhoş edici içkilerden, bolluk içinde oyalanmaktan, şerirlikten, zan ile hükmetmekten, karanlık fitnelerden ve geçim darlığından Sana sığınırım.

   Allah’ım, bugünümüzün başını hayır ve iyilik, ortasını kurtuluş, sonunu ise başarı eyle! Onu bizim için saadet, şehadet, tevbe, bağışlanma ve iman ile neticelendir.

   Allah’ım bugünün başlangıcını rahmet, ortasını fani ve günahlı şeylerden uzaklık, sonunu ise lütuf ve ikram eyle.

   Allah’ım, bize geçimin en genişini, ömrün en mutlusunu, rızkın en bol olanını ihsan et.

   Allah’ım, affınla bizi bağışla, fazl ve kereminle bize karşı yumuşaklıkla muamele et.

   Allah’ım, bize nimet olarak verdiklerinin şükrünü yapmamazı nasip eyle!

   Allah’ım, ağlamayan gözden, ürpermeyen kalpten, huşu duymayan gönülden, kabul edilmeyen duadan, fayda vermeyen ilimden, dinlenilmeyen sözden, doymayan nefisten, küçük bir yardımı insanlardan esirgemeyi hoş karşılamaktan Sana sığınırım.

   Allah bize yeter. O ne güzel Vekildir. Ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır. Bizi bağışlamanı diliyoruz, ey Rabbimiz, dönüş yalnız Sanadır.

   Ey hayat veren Allah’ım, dünya ve ahirette sıhhat ve afiyetle bizi hoş ve temiz bir hayatla yaşat. Şüphesiz Senin herşeye gücün yeter.

   Allah’ım! Ey Rabbimiz, bu duayı bizden kabul eyle!

   Şüphesiz Sen herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilensin.                                     EVRAD-I KUDSİYE'DEN

10 月 8 日

Seyyüdül en’amın bulunmaz üslübuyla ve gönüllere inşirah salan selamıyla selamlarım siz değerli kardeşimi;

En kalbi duygularımla Ramazan Bayramınızı tebrik eder,

Hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim…

Selam ve dualarımla kalın…

 

 

9 月 29 日
Omar发表:

Image Hosted by ImageShack.us

9 月 26 日

Seyyüdül en’amın bulunmaz üslübuyla ve gönüllere inşirah salan selamıyla selamlarım siz değerli kardeşimi;

Cuma’nız ve Kandilinizin mübarek ve hayırla vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.

Dualarda buluşmak ümidiyle…

Selam ve dualarımla kalın…

 

 

 

 
 
9 月 25 日
hayırlı ramazanlar
 
el kassam enedi
 
9 月 13 日
Takvalı Genç!
Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe...

2007-06-08

Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede.

 

Hz. Ömer'in (R.A.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer'in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Rasulü'nün (A.S) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.

 

Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.

 

Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri'ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü:

 

'Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.' (A'raf/201)

 

Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası:

 

- Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Oğlu:

 

- Bir şeyim yok. dedi. Babası:

 

- Allah aşkına söyle! deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası:

 

- Hangi ayeti okumuştun? diye sordu. Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer'e bildirildi. Hz. Ömer, gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve:

 

- Bana niye haber vermedin? diye sordu. Gencin babası:

 

- Ey Mü'minlerin Emiri, vakit geceydi. dedi. Hz. Ömer:

 

- Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer (R.A):

 

- Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var. (Rahman/46) dedi. Kabirdeki genç konuşup:

 

- Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. diye cevap verdi.

9 月 11 日

Ramazanın mübarek olsun
9 月 7 日

BEŞİNCİ NÜKTE

Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşâne muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki:

Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zayıf ve zevâle maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Adeta polattan bir vücudu var gibi, lâyemûtâne, kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedit bir hırs ve tamahla ve şiddetli alâka ve muhabbetle dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerridlere, zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor; midesindeki ihtiyacını anlar. Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp, kemâl-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükr-ü mânevî eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır-eğer gaflet kalbini bozmamış ise!

9 月 4 日
٠нαηım٠发表:
 

Kalplerimiz imanla, gönüllerimiz huzurla dolsun. Ne kurulmuş bağlar nede dostluklar unutulsun.

Berat kandiliniz mübarek olsun.Image Hosted by ImageShack.us

8 月 16 日
BÜŞRA发表:
GülümsemeSELAMÜNALEYKÜM cümleten miraç kandilimiz mübarek olsun BÜŞRAAGülümseme
7 月 26 日
BÜŞRA发表:

Image Hosted by ImageShack.usGülümseme

7 月 26 日
  
7 月 25 日
ayse发表:

tbr guzle olmus siten (=      
7 月 23 日